9 Mayıs 2012 Çarşamba

BASTION İNCELEME


Yapım: Supergiant Games
Dağıtım: Supergiant Games
Tür: Aksiyon/RPG
Platform: Mac, PC, Xbox 360

     Bağımsız oyunlar son birkaç yıldır altın çağını yaşıyor, hiç şüphesiz. Devrimsel grafikler sunmayan, yapımına milyon Dolar'lar harcanmayan bu oyunlar çok seviliyor çünkü bir oyunun sahip olması gereken bir şeye bolca sahipler: eğlence. İşte Bastion da Supergiant Games tarafından tam da bu amaç için geliştirildi ve 2011 temmuzunda Xbox LIVE!'da satışa sunuldu. Bu tarihten 1 ay sonra da PC'ye gelen yapım, şu an Mac platformunda ve Google Chrome'da browser oyunu olarak oynanabilir durumda.

     Oyundaki karakterimizin adı 'The Kid' yani 'Çocuk'. En azından biz oyunu oynadıkça arka planda konuşan dış ses öyle diyor. (Bu dış ses bence oyunun en orijinal ve en önemli olayı.) Oyunun geçtiği dünya, Calamity adı verilen bir olaydan sonra parçalara ayrılıyor. Oyunda biraz ilerledikten sonra Bastion adındaki kutsal bir mekana geliyoruz ve bundan sonra amacımız bu mekanı eski görkemine kavuşturmaya çalışmak oluyor. Bunun için de Core adı verilen güçlü parçacıklardan arayıp bulmaya ve mabedemizi şekillendirmeye başlıyoruz.

     Bastion izometrik kamera açısından oynanıyor ve temel olarak, tehlikelerle dolu mekanlardan aradığımız parçacıkları almak üzerine kurulu. Bu parçacıkları bulmak için birçok bölgeye 'uçuyoruz' ve bu bölgeleri temizleyip aradığımız parçacığı alıyoruz. Oyunu oynarken göreceksiniz ki gittiğiniz her bölge siz ilerledikçe parça parça oluşuyor. Bu özellik oyuna çok farklı bir atmosfer katmasının yanı sıra RPG oyunlarının vageçilmezi olan keşfetme duygusunu da daha bir körüklüyor. Aradığınız parçacığı bulup Bastion'a döndüğünüzde bu parçacığı kullanıyorsunuz ve Bastion'daki 6 adet slotu teker teker açmaya başlıyorsunuz. Açtığınız her bir slota isteğinize göre Arsenal, Forge, Distillery, Shrine, Memorial ya da The Lost and Found adındaki binalardan birisini yaparak kullanmaya başlıyorsunuz. Distillery'de seviye atladıkça kazandığınız yetenekleri seçiyor, Arsenal'de silahlarınızı ve özel yeteneğinizi seçebiliyor, Forge'da silahlarınıza uygulayacağınız geliştirmeleri seçebiliyor, Shrine'da oyun dünyasındaki tanrıları uyandırabiliyor, Memorial'da oyunu oynarken sergilediğiniz üstün yeteneklerden dolayı ödüller alabiliyor ve son olarak The Lost and Found'da ihtiyacınız olan her türlü şeyi satın alabiliyorsunuz. Ayrıca oyunda ilerledikçe yeni karakterlerle karşılaşıyorsunuz ve bu karakterler de sizle birlikte Bastion'a geliyorlar. Oyunun ilginç hikayesi de bu şekilde ilerlemeye başlıyor.

     Gideceğiniz bölgelerde kendinize yeni silahlar ve bu silahları geliştirmek için kullanabileceğiniz parçacıklar buluyorsunuz. Yeni bir silah bulduğunuzda bu silahı ne kadar iyi kullanabildiğinizi, her silaha özel olarak yapılmış Proving Ground'larda test edebilirsiniz. Ayrıca gösterdiğiniz performansa göre çok faydalı hediyeler de kazanıyorsunuz. Kazandığınız her hediye ve bulduğunuz her bir parçacık Bastion'a döndüğünüzde ilgili binada sizi bekliyor. Bu binalara uğrayarak sahip olduğunuz her şeyi organize edebilirsiniz. Ayrıca bu parçacıklarla ilgili bilgileri oyun menüsünden alabildiğiniz gibi Bastion'daki NPC'lere sorarak da edinebilirsiniz.

     Bastion'ın görsel tarzı ve müzikleri gerçekten harika. Bağımsız bir oyun olmasına rağmen yapımcı Supergiant Games'in Bastion'ın görsel ve işitsel kalitesini bu kadar yüksek tutması bence takdire şayan. Oyunun sizi bu kadar kendine bağlamasında grafiklerin ve müziklerin katkısı yadsınamaz.

     Eğlenceli oynanışı, harika müzikleri, göze hoş gelen grafikleri ve sizi içine çeken yapısıyla Bastion, kesinlikle kaçırılmaması gereken bir yapım. Eğlence dozunun hiçbir zaman azalmadığı oyunun başında çok keyifli saatler geçireceğinize emin olabilirsiniz. Herkese iyi oyunlar!

5 Mayıs 2012 Cumartesi

BORDERLANDS İNCELEME

Yapım: Gearbox Software
Dağıtım: 2K Games
Tür: FPRPG
Platform: Mac, PC, PS3, Xbox 360

Oyun dünyasında son yıllara kadar oyun türleri arasında keskin sınırlar vardı. RPG’ler izometrik kamera açısıyla oynanır, diğer türlere göre daha detaylı ve zor olurdu. FPS’ler hızlı, aksiyonu bol ve basit oynanışlı olurdu. Son yıllarda ise oyun türleri arasında çok büyük etkileşimler olduğunu görüyoruz. Örneğin strateji oyunlarında RPG öğeleri görebiliyoruz (Bkz. Dawn of War II). Gearbox Software tarafından geliştirilen Borderlands de FPS ve RPG türlerini çok başarılı bir şekilde harmanlayan, bol düşmanlı ve (çok) bol loot’lu bir oyun olmuş.

2009 yılında çıkan Borderlands, Pandora isimli bir gezegende geçiyor. Berserker, Soldier, Hunter veya Siren sınıflarından birisini seçerek oyuna başlayabilirsiniz. Sınıfları kısaca açıklayacak olursak: Berserker (Hikayedeki ismiyle Brick.) yakın dövüş ve patlayıcılar (roketatar vb.) konusunda uzmanlaşmış bir sınıf. Seviye atladıkça 'Berserk' adlı yeteneğini açıp geliştirebiliyor. Bu yetenek Brick'in yumruklarıyla düşmanlarına verdiği hasarı kısa bir süreliğine arttırıyor. Soldier (Roland) ise tüm silahları etkin bir şekilde kullanabiliyor ancak pompalı ve makineli tüfekler konusunda daha bir tecrübeli. Seviye atladıkça Scorpio Turret yeteneğini açıp geliştirebiliyor. Bu yeteneği kullandığınızda Roland yere bir turret kuruyor ve düşmanlarını daha kolay bir şekilde alt edebiliyor. Hunter (Mordecai) sınıfı Borderlands'in keskin nişancı sınıfı. Seviye atladıkça Bloodwing isimli yeteneğini açıp geliştirebiliyor. Bu yeteneğiyle düşmanlarının üzerine yırtıcı bir kuş salan Hunter, bence oyundaki en ilginç yeteneğe sahip karakter. Son olarak Siren (Lilith), SMG'leri etkin bir şekilde kullanabilen ve 'vur-kaç' taktiğini çok iyi yapabilen bir sınıf. Seviye atladıkça Phasewalk isimli yeteneğini açıp geliştirebilen Lilith, bu yetenekle çok kısa bir süreliğine görünmez oluyor ve çok hızlı bir şekilde hareket edebiliyor.

Borderlands'in en büyük artılarından biri şüphesiz ki oyundaki silah ve zırh çeşitliliği. Oyunda en az 3 milyon olası silah kombinasyonu var! Tabii bu sayının bu kadar yüksek olmasının nedeni, türleri aynı olsa dahi farklı bir 'elemental effect' (Birazdan açıklayacağım.) taşıyan silahların da birbirinden farklı sayılması. Örneğin, verdikleri hasar, atış hızları ve isabet oranları aynı olan iki SMG düşünelim. Bu silahlardan birisi düşmanlarınızı yakarken diğeri elektrik veriyor olsun. Bu durumda 2 farklı silahınız olmuş oluyor. Durum böyle olunca söylendiği kadar çeşitli silahlar göremiyorsunuz ama çeşitlilik yine de çok fazla. Elemental effect'lerden bahsedelim biraz da. Oyunda Corrosive (En basit anlamıyla 'aşındırıcı.'), Incendiary (yakıcı), Explosive (patlayıcı) ve Shock (elektrik, şok) olmak üzere 4 çeşit elemental effect var. Oyundaki tüm silah türleri bu effect'lerden birisine sahip olabiliyor. Karşılaştığınız düşmanlar bu elemental effect'lerden birisine karşı daha hassas olabildiği için silahlarınızı mümkün olduğunca çeşitli tutmak en iyisi. Oyundaki zırhlar da bu effect'lerden herhangi birisine karşı daha etkin bir savunma sağlayabiliyor.

Borderlands, gezilebilir alan genişliği bakımından oyun tarihinin en geniş oyunlarından birisi. O kadar çok gezilecek yer var ki bazen bunalıp, “Yeter yahu, geri dönüyorum ben.” dediğim oldu oyunu oynarken. :) Oyundaki görev çeşitliliği ve bolluğu da yeterince doyurucu. Bu görevleri yaparken oyun evreninin büyük bir kısmını gezip görme şansınız oluyor. Tabii ki yapımcılar bu kadar büyük bir haritanın 'tabanvay' olarak kat edilmesinin bizi çok zor bir duruma düşüreceğini tahmin ettikleri için oyuna araç eklemeyi uygun görmüşler. Belirli noktalardan istediğiniz zaman alabileceğiniz bu araçlarla uzun mesafeleri çok kısa zamanda alabilir ve araç kullanan düşmanlarınızla amansız çatışmalara girebilirsiniz. Borderlands 4 kişiye kadar co-op olarak oynanabildiği için bu araçlara arkadaşlarınızla birlikte de binebilirsiniz. Ayrıca satışa sunulan DLC'ler ile oyuna yeni araçlar da dahil olmak üzere yeni içerikler ekleyebilirsiniz. Kısacası Borderlands içerik konusunda -her anlamda- devasa bir oyun.

DLC demişken biraz da bu konudan bahsedelim. Gearbox Software, Borderlands için 4 adet DLC yayınladı. Bu DLC'leri ayrı ayrı satın alabildiğiniz gibi oyunun Game of the Year Edition'ını alarak da tüm DLC'lere sahip olabilirsiniz. DLC'lerin hepsi eğlenceli ve içerik olarak doyurucu ancak özellikle Secret Armory of General Knoxx DLC'sini öncelikle önermek istiyorum. Oyundaki seviye sınırını 50'den 61'e yükselten bu DLC, içerik olarak sizi günlerce oyalayabilecek kapasitede.

Borderlands, sizi aylarca oyalayabilecek bir yapım olmuş. Oyun gerçekten çok eğlenceli ve içerik bakımından çok ama çok doyurucu. Bir de içinizde -benim gibi- bir 'loot canavarı' taşıyorsanız Borderlands'i kesinlikle almalısınız. Ayrıca oyunu arkadaşlarınızla birlikte oynamak da çok zevkli. Herkese iyi oyunlar!

4 Mayıs 2012 Cuma

BATTLEFIELD 3 İNCELEME

                                    
Yapım: EA DICE                                                  
Dağıtım: EA                        
Tür: Aksiyon/FPS                             
 Platform: PC, PS3, Xbox 360
 
     Oyun dünyası bugüne kadar pek çok savaş oyunu gördü ve görmeye de devam ediyor. Doom, Quake, Unreal Tournament gibi gerçek dışı ve hızlı bir oynanışa sahip olanlardan tutun da Arma, Operation Flashpoint gibi simülasyon türünde birçok savaş oyunu yapıldı. Son dönem jenerasyonunda da Counter-Strike, Call of Duty, Medal of Honor gibi oyunları görüyoruz. Battlefield serisi de geniş bir haritada, araç kullanımı ve piyade savaşlarını güzel bir şekilde harmanlayarak savaş oyunları içerisinde kendine has bir yer ve oyuncu kitlesi kazanmış, başarılı bir seri.

     2002 yılında çıkan Battlefield 1942 ile oyun dünyasına giriş yapan seri, gerçek çıkışını 2005 yılında Battlefield 2 ile gerçekleştirdi. Müthiş grafikleriyle ve 64 kişiye kadar destek veren haritalarıyla BF2 çok büyük bir kitleyi peşinden sürüklemişti. Konsol piyasasının gelişmesiyle bu platformlara da uğrayan seri, BF: Bad Company ve Bad Company 2 ile konsol sahiplerine de BF ruhunu hissettirmeye çalışmıştı.

     Battlefield 3, doğrudan Battlefield 2’nin bayrağını taşımak üzere geliştirildi. BC ve BC2’de göremediğimiz jetler, özlediğimiz 64 kişilik savaşlar ve devasa haritalar BF3 ile geri döndü. Tüm bu özellikleri devrimsel grafiklerle perçinleyen DICE, bize uzun yıllar başından kalkamayacağımız bir yapım sunmayı başardı.

     Oyunun tek kişilik modunda birden fazla karakteri kontrol ediyoruz ve Orta Doğu’dan Avrupa’ya kadar uzanan bir maceraya atılıyoruz. Senaryo açısından ‘eh işte’ diyebileceğimiz bir hikayeye sahip olan bu mod bence oyunun grafiklerine alışmak için yapılmış.  Oyunu online olarak oynarken manzaraya dalıp düşmana yem olmamamız için DICE bu tek kişilik senaryoyu yapmış anlaşılan. Çünkü BF3’ün grafikleri tek kelimeyle mükemmel. Modellemelerdeki gerçekçilik, kaplamalardaki ve ışıklandırmalardaki kalite ve animasyonlardaki akıcılık o kadar harika ki normalde 20 dakikada bitirebileceğim bir bölüm, etraftaki her objeye ve detaya bakmaktan 1 saat kadar sürebiliyordu.      Bunun yanına bir de DICE’ın ses konusundaki tecrübesini eklerseniz sizi nelerin beklediğini tahmin edebilirsiniz. Sesler BC2’den bile daha iyi, düşünün artık!
 
     Tek kişilik mod için bu kadar bilgi yeter sanıyorum çünkü Battlefield 3’ün multiplayer modu çok detaylı bir incelemeyi hak ediyor. Oyundaki sınıflardan başlayalım: BF3’te BC2’deki gibi 4 farklı sınıf yer alıyor. Assault sınıfı diğer BF oyunlarından farklı olarak BF3’te sıhhiye sınıfı olarak karşımıza çıkıyor. M16A3, M416, AEK 971, F2000 gibi saldırı tüfeklerini kullanan bu sınıf, takıma sağladığı ateş gücünün yanı sıra taşıdığı medkit ve defibrilatör ile ölmüş takım arkadaşlarını tedavi edip hayata döndürebiliyor. Engineer sınıfı ise G36C, AKS-74u ve M4A1 gibi carbine tüfekler kullanabiliyor, repair torch ile hasar görmüş araçları tamir edebiliyor ve taşıdığı roketatarla hava ve yer araçlarını birer metal yığınına çevirebiliyor. Support sınıfı M249, RPK, M27 IAR ve MG36 gibi makineli tüfekleri kullanabiliyor, ammopack’lerle takım arkadaşlarına mühimmat sağlıyor ve C4 patlayıcısı ya da havan topu taşıyabiliyor. Son olarak Recon yani sniper sınıfı ise tahmin edebileceğiniz üzere M98B, SV98, MK11 gibi sniper tüfeklerini kullanabiliyor, düşman araçlarını lazer ile işaretleyen SOFLAM birimini ya da düşman askerlerinin yerini belirleyen ve küçük cihazları bozabilen MAV aygıtını kurabiliyor, kendi squad’ındaki arkadaşlarının kullanabileceği bir taşınabilir spawn noktası yerleştirebiliyor. Gördüğünüz gibi her sınıf takım oyununu destekleyen taktiksel özelliklerle donatılmış durumda ve rakibi alt etmek için tüm sınıflara ihtiyacınız oluyor.

     Koordineli ve disiplinli bir şekilde savaşan takım kazanmaya bir adım daha yakın oluyor. Ancak BF3’te her an her şey olabilir çünkü her iki takım da birçok yer ve hava aracına sahip. Bu araçları rakibinize karşı etkili ve verimli bir şekilde kullanamıyorsanız ancak rakibiniz bunu iyi başarıyorsa, savaşı kaybetmeniz işten bile değil. Jetlerinizle düşmanın hava sahasını etkisiz hale getirmeli, helikopterlerinizle düşman zırhlılarına kan kusturmalı ve tanklarınızla önemli kontrol noktalarını ele geçirmeniz gerekiyor. Burada tabii ki piyadelere de büyük iş düşüyor çünkü hasar gören araçların tamir edilmesi ve düşman araçlarının gelebileceği yerlere mayın gibi patlayıcıların yerleştirilmesi hayati önem taşıyor. Yani BF3’te kazanmak için takım oyunu şart ve takım arkadaşlarınız da böyle düşünüyorsa emin olun unutamayacağınız anlar sizi bekliyor olacak.
 
     Battlefield 3’ün multiplayer modları gerçekten çok çeşitli. En çok düşman askeri öldürenin kazandığı Team Deathmatch, 2 takımdan 2-8 arası squad’ın birinci olmak için yarıştığı Squad Deathmatch, BC ve BC2’den hatırladığımız ve bir takımın MCOM adı verilen üniteleri koruduğu, diğer takımın ise bunları patlatmaya çalıştığı Rush modu, son olarak da BF serisinin klasik modu olan ve kontrol noktalarını ele geçirip savunma esasına dayanan Conquest… Nasıl bir ruh halinde olursanız olun BF3’te size göre bir oyun modu olduğundan emin olabilirsiniz. Ayrıca her haritada her oyun modunun oynanabilir olduğunu da düşünürsek önünüzde gerçekten çok geniş bir seçenek yelpazesi olduğunu görebilirsiniz.
 
     Devasa haritalarda aksiyonu bol savaşlara girmek, yeri geldiğinde bir dağın tepesine uzanmış bir sniper, yeri geldiğinde o dağa tepesinden bakan bir jet pilotu ve yeri geldiğinde üzerinde C4’lerle 50 tonluk bir tanka doğru can havliyle koşan bir asker olmak ilginizi çekiyorsa, BF3 muhteşem grafikleri ve sizi sizden alacak online savaşlarıyla sizi bekliyor olacak.

THE ELDER SCROLLS V: SKYRIM İNCELEME



Yapım: Bethesda Softworks                                        
Dağıtım: Bethesda Softworks                                      
Tür: RPG
Platform: PC, PS3, Xbox 360

     15 yıldan fazla bir süredir devam eden Elder Scrolls serisinin son oyunu olan The Elder Scrolls V: Skyrim, geçtiğimiz yılın kasım ayında raflardaki yerini almıştı. Sunduğu geniş ve detaylı dünyası, kendine özgü karakter geliştirme sistemi ve en önemlisi de özgür oynanışı ile RPG türünde kendine sağlam bir yer edinen Elder Scrolls serisinin yapımcısı Bethesda Softworks, Skyrim ile bizi Tamriel'in en kuzeyindeki ülke olan Skyrim'e götürüyor.

     Hikaye olarak Skyrim, 2006 yılında çıkan Oblivion'ın hikayesinden 200 yıl sonrasını konu alıyor. Bu süre içerisinde Empire, çeşitli elf ırkları tarafından Summerset Isle'da kurulmuş büyük bir imparatorluk olan Aldmeri Dominion ile çok büyük bir savaşa giriyor ve savaş sonunda yıkılmanın eşiğine geliyor. Aldmeri Dominion'la barış yapmak zorunda kalan Empire, Tamriel'in tamamını fethederek tanrılaşan Talos (Tiber Septim)'un tanrı olarak kabul edilmemesini ve Talos'a tapınmanın yasaklanmasını öngören bazı maddeler de içeren bir barış anlaşması imzalıyor. Bu durumu kendisi de bir Nord olan Talos'a yapılmış bir ihanet olarak gören Skyrim halkı (Nord'lar), Empire'ı tanımıyorlar ve Skyrim'in Empire'a değil Nord'lara ait olduğunu ilan ediyorlar. Böyle karmaşık bir durum içinde bir de ejderhaların tekrar uyandığı söylentisi tüm Skyrim'de yayılmaya başlıyor.

     Oyundaki karakterimiz, ejderha dilinde Dovahkiin yani 'Ejderhadoğan' olarak bilinen, ejderha ruhu ile doğmuş bir insan. Dovahkiin sıradan insanlardan farklı olarak ejderha dilini çok kolay bir şekilde öğrenebiliyor ve bu dili çok etkin bir şekilde kullanabiliyor; en önemlisi de öldürdüğü ejderhaların ruhlarını absorbe ederek bu ejderhaların tekrar dünyaya gelmesini önleyebiliyor. Oyunun henüz başında Dovahkiin olduğumuzu öğrendikten sonra, Dovahkiin olarak ejderhaları yok etmek için neler yapmamız gerektiğini öğrenmeye çalışıyoruz ve bunu yaparken de birçok dost ve düşmanla karşılaşıyoruz.

     Skyrim’de Nord, Imperial, High Elf, Dark Elf, Khajit, Breton gibi birçok ırk bulunuyor ve bu ırkların hepsi oynanabilir durumda. Her bir ırkın kendisine göre artıları ve eksileri var. Örneğin Nord ırkı soğuğa karşı daha dayanıklı iken, Argonian’lar hastalık ve zehirlere karşı daha dayanıklı. Ancak oluşturduğunuz karakterinizi bir büyücü veya savaşçı yapabilmek sizin elinizde çünkü oyunun karakter geliştirme sistemi, serinin önceki oyunları gibi ‘kullan/öğren/geliştir’ sistemi üzerine kurulu. Yani bir büyücü olsanız dahi kılıç kullanarak bu yeteneğinizi geliştirebilir ve çok güçlü bir savaşçı olabilirsiniz. Oyundaki seviye atlama sistemi ise bir önceki oyun olan Oblivion’a göre biraz farklı. Hatırlarsanız Oblivion’da seviye atlayacak kadar yetenek geliştirdiğimizde seviye atlamak için uyumamız gerekiyordu. Skyrim’de ise seviye atlayacak düzeye geldiğimizde yetenek menüsünü açmamız yeterli. Seviye atladığımızda Health, Magicka ve Stamina başlıklarından birisini seçerek geliştiriyoruz ve istediğimiz bir yetenek için bir adet ‘perk’ seçiyoruz. Perk’ler çok önemli çünkü bazıları size oyun boyunca hayati faydalar sağlayabiliyor. Bu perk’leri seçerken karakterinizi hangi yönde geliştireceğinize karar vermeniz çok önemli. Örneğin karakterinizi öncelikli olarak bir savaşçı yapmak istiyorsanız One-handed, Two-handed, Block gibi yeteneklerden bir perk seçmek sizin için daha faydalı olacaktır.

     Skyrim’in ana konusunu oluşturan ve oyunun kendine has yanlarından birisi olan ejderhalar tamamen rastgele bir biçimde karşınıza çıkıp size saldırabiliyor. Karakteriniz seviye atladıkça sıradan ejderhalardan daha güçlü ejderhalar ile karşılaşıyorsunuz. Bu ejderhaları öldürerek ruhlarını alıyoruz (Dilerseniz kemiklerini ve derilerini de alıp satabilir ya da silah ve zırh yapmak için kullanabilirsiniz.) ve öğrendiğimiz ‘Shout’ları açmak için kullanıyoruz. Shout’lar ejderha dilindeki çok güçlü kelimeler. Her bir Shout 3 kelimeden oluşuyor ve oyunda 20 adet Shout bulunuyor. Bu Shout’ları Skyrim’in dört bir yanında bulunan kelime duvarlarından öğreniyorsunuz ancak bazen hikayedeki karakterler de size öğretebiliyor. Öğrendiğiniz Shout’larla düşmanlarınızı fırlatabilir, zamanı yavaşlatabilir veya rüzgar kadar hızlı hareket edebilirsiniz.

     Oyunun geçtiği ülke olan Skyrim, büyük bir bölümü karlarla kaplı, birçok eski ırka ve medeniyete ev sahipliği yapmış bir toprak parçası. Oyun boyunca birçok tarihi kalıntı görecek, eski şehirleri gezeceksiniz. Skyrim’in en ilgi çekici ve etkileyici yanlarından birisi olan bu tarihi yapılarda karakteriniz için çok faydalı eşyalar bulabilir, yeni görevler keşfedebilirsiniz. Serinin bir önceki oyunu olan Oblivion’da girdiğimiz mağaralar ve tarihi şehirler hep birbirine benziyordu ve bir süre sonra bu mekanları gezmek sıkıcı olabiliyordu hatırlarsanız. Skyrim’de ise gezecek o kadar çeşitli mekanlar var ki yalnızca bu mekanları gezip görmek bile çok eğlenceli. Teknolojide oldukça ilerlermiş olan Dwemer (Cüceler) ırkının tehlikelerle dolu şehirleri, vahşi hayvanlarla dolu mağaralar, madenler, yüzyıllar önce yaşamış Nord’ların tarihi şehirleri, gizli geçitler derken Skyrim toprağının üzerinde gezdiğiniz kadar altında da gezeceğinizden emin olabilirsiniz. Ayrıca Whiterun, Winterhold gibi 5 büyük Skyrim şehri ve birçok köy, yeni hikayeler ve görevler ile sizi bekliyor. Serinin önceki oyunları gibi topladığınız bitkilerle çok güçlü iksirler ve zehirler yapabilir, kendi silahlarınızı ve zırhlarınızı yapıp bunları çeşitli büyülerle donatabilir; Thieves Guild, Companions, Dark Brotherhood gibi organizasyonlara katılıp yeni maceralara atılabilirsiniz. Anlayacağınız Skyrim’de yapacak çok ama çok şey var.

     Bethesda Softworks Skyrim’i bize gösterebileceği en gerçekçi şekilde göstermek için gerçekten çok çalışmış gözüküyor çünkü Skyrim’in grafikleri tam anlamıyla mükemmel. Bazı düşük çözünürlüklü kaplamalar göz zevkinizi bozsa da karlı bir dağından tepesinden etrafınıza bakarken kendinizden geçebilirsiniz. Ayrıca geçtiğimiz aylarda yayınlanan yüksek çözünürlüklü doku yamasıyla birlikte oyun daha bir güzel görünüyor.

     Sonuç olarak Skyrim, paranızın karşılığını fazlasıyla veren, geniş ve dopdolu dünyasıyla size keşfedecek birçok şey sunan, sıkmayan görevleri ve mekanlarıyla her an tazeliğini koruyan harika bir yapım. RPG türünü sevenler Skyrim ile uzun bir süre haşır neşir olabilirler. Türü sevmeyenler ya da ilgi duymayanlar da Skyrim’e mutlaka bir şans vermeliler diye düşünüyorum çünkü kimse böylesine ezber bozan ve eğlenceli bir yapımı oynamadım dememeli.

LIMBO İNCELEME



Yapım: Playdead Studios                                                    
Dağıtım: Playdead Studios                                                   
Tür: Platform/Puzzle
Platform: Mac, PC, PS3, Xbox 360

     Oyun dünyasında çok çeşitli türlerde oyunlar ve en az bu türlerin sayısı kadar da oyuncu türü var.  Bu oyunlardan kimi grafikleriyle, kimi basit ama eğlenceli oynanışlarıyla kimi de sadece bizi sinir edecek kadar zor olmasıyla kendini oynatıyor. Peki oyuncular? Onlar da kimi oyunları grafikleri için, kimi oyunları hikayeleri için, kimi oyunları da atmosferleri için oynuyorlar. Bu sebepleri tabii ki çoğaltabiliriz. Benim içinse bir oyunda bulunması gereken en önemli özellikler hikaye ve atmosferdir. Bunun üzerine şahane grafikler, kulağa hoş gelen müzikler de eklenirse o oyun tadından yenmez bir oyundur benim için. İşte tüm bu özellikler bakımından oldukça başarılı bir yapım olan LIMBO, bağımsız bir yapımcı olan Playdead Studios tarafından geliştirildi ve 2010 yılında Xbox Live’da satışa sunuldu. Geçtiğimiz yıl içerisinde de PS3 ve PC için satışa çıkarılan oyun, toplamda 1 milyondan fazla kopya satmayı başardı. Oyunun satış rakamlarından fazlasıyla memnun olan Playdead, oyunu bu yılın başlarında Mac için de yayınladı.

     Karanlık ve oldukça rahatsız edici bir atmosfere sahip olan LIMBO, bir platform/puzzle oyunu. Karakterimiz, henüz 10 yaşlarındaki isimsiz bir yavrucak ve bu yavrucağın tek derdi kaybolan kız kardeşini bulmak. Bunun için LIMBO’ya (Türkçe ‘araf’ desek yanlış olmaz sanırım.) dahi giren yavrumuzun kız kardeşini bulabilmesi için birçok bulmacayı çözmemiz, onu korkunç yaratıklardan ve envai çeşit tuzaktan korumamız gerekiyor. Oyunu yalnızca yön tuşlarını ve bir etkileşim tuşunu kullanarak oynuyorsunuz. Oynanış gerçekten basit ama LIMBO bu kolaylığı nispeten zor bulmacalarıyla dengelemeyi başarıyor. Bulmacalar için nispeten zor diyorum çünkü daha zor olabilirdi. LIMBO gibi bir oyunda bulmacaların zor olması gerçekten önemli çünkü oynarsanız fark edeceksiniz ki oyun, temel olarak bir bulmacayı çözüp ya da bir düşmanı halledip diğerine geçmek üzerine kurulu. Yine de oyunun bulmacaları zorluk bakımından gayet yeterli.

     Yapımcı Playdead’in atmosfer konusundaki başarısı ise gerçekten takdire şayan. Oyunun verdiği yabancılık ve yalnızlık hissi o kadar etkileyici ki, ‘The End’ yazısını görene kadar oyundan sıkılmayacağınıza emin olabilirsiniz. Tabii ki bu muhteşem atmosferi perçinleyen bir diğer unsur da oyunun görsel tarzı. Siyah-beyaz bir dünyada başınıza ne geleceğini bilmeden ilerlemek, hareket eden her şeyden işkillenmek ve sürekli diken üstünde olmak harika bir deneyim. Playdead’i bu konuda bir kez daha huzurlarınızda tebrik etmek istiyorum. LIMBO’nun müzikleri ise tam olması gerektiği gibi. Ne sırıtıyor ne de geri planda kalıyor.

     Sonuç olarak LIMBO, vereceğiniz 10$’a fazlasıyla değen, indireceğiniz 60Mb’a sığmayan ve sizi 6-7 saatlik tuhaf bir yolculuğa çıkaran çok güzel bir oyun olmuş. “Skyrim’den, Battlefield 3’ten ve Modern Warfare 3’ten vakit bulup da oynayamam ki!” demeyin; LIMBO’yu satın alın, bir akşam 5 dakikalığına ona bir şans verin. Geçireceğiniz keyifli saatler için bana sonra teşekkür edersiniz. Sağlıcakla kalın…